2 Aralık 2013 Pazartesi





bir ışık vardı
ben ona bakıyordum
o ışık sallanıyor sanıyordum.
oysa hemen anladım,
ki ben kımıldanıyordum.

özdemir asaf / kımıltı

7 Mart 2013 Perşembe














todo cambia / her şey değişir

yüzeyde olan değişirken, derinde olan da değişir
değişir düşünceler, bu dünyada her şey değişir
zaman geçer iklim değişir, çobanın sürüsü değişir
her şey değişirken böyle, benim değişmem garip değil.

en parlağın bile değişir ışıltısı, elden ele geçtikçe
yuvası değişir bir kuşun, sevdalının duyguları değişir
yolu değişir seyyahın, ne kadar acı verse de
böyle değişirken her şey, benim değişmem garip değil

değişir, her şey değişir.

dün değişen şey,
elbet yarın da değişmeli.
ben de değişiyorum böyle,
bu uzak topraklarda.

değişir, her şey değişir...


fakat değişmez benim sevdam,
ne kadar uzakta olsam da.
ne hatıraları değişir, ne de acıları,
benim halkımın, benim insanlarımın.

dünü değiştiren şey, yarını da değiştirir
tıpkı benim bu sılada, değiştiğim gibi.

değişir, her şey değişir...

mercedes sosa'nın seslendirdiği bir şarkı..

22 Şubat 2013 Cuma



ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrilik!

ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.
saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
iki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.

o küçük ölüm!

usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
ben bulutları gösterirken,
“bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmıs,
“aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı”
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
“bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ”
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasinda....

ne mi yapacağım bundan sonra?

ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
şiir yazmayacağım bir süre,
fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
falcı kadınlara inanmayacağım artık.
trafik polislerine adres sormayacağım,
geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....

ne yapacağımı sanıyorsun ki?

tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.

Şükrü Erbaş

21 Şubat 2013 Perşembe




Var mı beni içinizde tanıyan
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim
Kalmasa da şöhretimi duymayan
Kimliğimi tarif etmek zor benim

Bülbül benim lisânımla ötüştü
Bir gül için cân evinden tutuştu
Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü
Yangınımı söndürmedi kar benim

Niceler sultândı, kraldı, şâhtı
Benimle değişti tâlihi, bahtı
Yerle bir eyledim tâc ile tahtı
Akıl almaz hünerlerim var benim

Kâmil iken câhil ettim âlimi
Vahşi iken yahşi ettim zâlimi
Yavuz iken zebûn ettim Selim'i
Her oyunu bozan gizli zor benim

Yeryüzünde ben ürettim veremi
Lokman Hekim bulamadı çâremi
Aslı için kül eyledim Kerem'i
İbrahim'in atıldığı kor benim

Sebep bazı Leylâ, bazı Şirin'di
Hatrım için yüce dağlar delindi
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim

İlâhîmle Mevlânâ'yı döndürdüm
Yûnus'umla öfkeleri dindirdim
Günâhımla çok ocaklar söndürdüm
Mevlâ'danım, hâyır benim, şer benim

Benim için yaratıldı Muhammed
Benim için yağdırıldı o rahmet
Evliyânın sözündeki muhabbet
Enbiyânın yüzündeki nûr benim

Kimsesizim, hısmım da yok, hasmım da
Görünmezim, cismim de yok, resmim de
Dil üzmezim, tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim

Benim adım aşk...

Cemal Safi

17 Şubat 2013 Pazar






bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin
bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.'

yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
bu şehir arkandan gelecektir.
sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
başka bir şey umma-
ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de."

konstantinos kavafis / şehir
çeviren: cevat çapan

12 Şubat 2013 Salı






bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi
açarım gözkapaklarımı ve doğar her şey yeniden
(sanıyorum kafamdan uydurdum seni)

yıldızlar vals yaparlar,kırmızı ve mavi
ve keyfi bir siyahlık dörtnal peşinden
bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi

düşlerim büyüyle beni yatağa çektiğini
ve çılgınca öptüğünü, delice şarkı söylediğini
(sanıyorum kafamdan uydurdum seni)

devrilir gökten Tanrı,solar cehennem ateşleri
melek ve şeytanın adamları çeker giderken
bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi

hayal ettim söylediğin yoldan döneceğini
fakat yaşlandım, artık unuttum ismini
(sanıyorum kafamdan uydurdum seni)

bir fırtına kuşunu sevmeliydim, seveceğime seni
hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi
bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi
(sanıyorum kafamdan uydurdum seni)

sylvia plath / deli kızın aşk şarkısı